BAKAN TEKİN, EĞİTİM GÜNDEMİNİ DEĞERLENDİRDİ

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, A Haber canlı yayınında eğitim gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları cevapladı.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğretmen atamalarına ilişkin bir soru üzerine “Atama bekleyen öğretmenlerle ilgili detaylı konuşacağız ama hepsini anlıyorum, kuşkusuz üniversite lisans programlarından mezun oldular, aileleri beklenti içinde, kendileri beklenti içinde… Biz de nihayetinde millî eğitim ailesine yeni fertlerin katılmasını arzu ediyoruz ama bunun hepsinin bir prosedürü var, elimizden geldiğince o arkadaşların problemlerini de çözeceğiz.” şeklinde konuştu.

Toplumda her kesimin Millî Eğitimle ilgili farklı politik önermelerde bulunduğunu, bunun doğal olduğunu ifade eden Tekin, “Biz de burada doğru bulduğumuz, bildiğimiz şekilde yapabildiğimiz doğruları yapmaya çalışacağız. Bir kere, en başında Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye Yüzyılı diye bir kavramı büyük bir cesaretle ortaya attı. Şunun farkındayız: Türkiye Yüzyılı kavramının içini doldurabilecek bakanlıklardan en önemli Bakanlık biziz. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Öğretmenler, yen nesil sizin eseriniz olacaktır.’ diye başladığı cumhuriyet neslinin inşası, şimdi de Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye Yüzyılı’nın inşası yine öğretmenler üzerinden yürüyecek, bunun farkındayız. Dolayısıyla bizim şu anda eğitim sistemiyle ilgili olarak kendisine güvenen dünya milletleri, dünya devletleri içinde söz sahibi bir ülkenin vatandaşları ve gençleri psikoloji içinde bunu içselleştirmiş bir nesil yetiştirmeyi hedefliyoruz. Genel çerçevemiz bu. Bu kadar iddialı bir kavram ki dünya dönüşüyor, bu dönüşe ayak uyduracak ve bu mottoyu sahiplenecek bir kuşak yetiştirmek bizim temel hedefimiz.” dedi.

Türk eğitim sisteminin Finlandiya’daki eğitim sistemiyle kıyaslamanın yanlış olduğunu dile getiren Bakan Tekin, “Finlandiya’nın nüfusu kadar, yani onun kat kat fazlası bizim öğrencimiz var. Belki Finlandiya’daki öğrenci kadar bizim Suriyeli öğrencimiz vardır, yani sadece böyle bir karşılaştırma yapayım; birincisi, bu. İkincisi, Finlandiya’da eğitimden beklentilerle Türkiye’deki beklentiler arasında da farklılıklar var. Hep daha önce bu konuları konuştuğumuz için oradaki muadillerimizle… Yani biz sokakta çocuklarımızın İstiklal Marşı’nı ezbere okumasını, gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmasını eğitimden bekliyoruz. Dolayısıyla bizim eğitim sisteminden memnun olmayan insanların bir kısmı burası üzerinden yürüyor ama Finlandiya’da ya da başka bir ülkede bu tür tartışmalar yok. Finlandiya’nın yaptığına ilave olarak bizim toplumsal beklentilerimizi -ve çok farklı, çok çeşitli toplumsal kesimlerimiz var- hepsinin beklentilerini karşılayabilecek bir model üretmeniz gerekiyor.” diye konuştu.

Türkiye’de toplumun öğretmene yüklediği önemli sorumluluklar olduğunu dile getiren Tekin, “Finlandiya’daki öğretmenin görevi bu olmayabilir ama Türkiye’de bunu bekliyoruz, yani çocuğunu bize teslim eden anne baba, çalışan bir anne baba belki iş yoğunluğundan çocuğuna yeterince vakit ayıramıyor. Annelik yapmasını istiyor öğretmenden, babalık yapmasını istiyor, tek çocuk, ağabeylik ablalık yapmasını istiyor, dolayısıyla öğretmene devasa bir misyon yükleniyor. Toplumun beklentileri bu şekilde… Bakanlığımızın adı da öğretim bakanlığı değil, Eğitim Bakanlığı. Dolayısıyla bu misyon, kendi içinde toplum tarafından Milli Eğitim Bakanlığına verilmiş durumda.” değerlendirmesinde bulundu.

Eğitimde toplumsal seferberlik

Tekin, eğitim konusunda toplumun tüm kesimlerinin üzerine düşen sorumluğu yerine getirmesi gerektiğini vurgulayarak “Toplumsal bir seferberlik ilan etmek gerekiyor. Annelerimiz babalarımız, ağabeylerimiz ablalarımız, bunların hepsi çocuklarımıza kendilerinden beklenen, kendi üstlerine düşen sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor. Aileler bu işe el atmalı. Ben özellikle istirham ediyorum, herkes kendi çocuğuyla ilgili öğretmeninin yükünü hafifletecek ne kadar adım atarsa öğretmenimizin işi de o kadar kolaylaşacak ve işini, görevini daha iyi bir şekilde yapmış olacak.” dedi.

Karma eğitim sistemiyle ilgili yapmış olduğu bir değerlendirmenin bağlamından koparılarak eleştiri konusu yapıldığını, bu eleştirinin haksız olduğunu dile getiren Tekin, “Çıkış noktamız, temel hak ve hürriyetler, demokrasi, özgürlükler, yani buradan bakıyoruz mevzuya. Yani benim baktığım yer burası en azından. Temel hak ve hürriyetleri hayatımızın her döneminde merkeze almamız lazım, başkasının hakkı, başkasının ifade hürriyeti, düşünce hürriyeti başta olmak üzere… O bahse konu olan tartışmada da yine bir gazeteciyle kız çocuklarının okullaşmasını konuşuyorduk. 2013 veya 2014 yılında tahmin ediyorum, konuşmuşuz. ‘Kız çocuklarının okullaşma oranı düşük, istediğimiz seviyeye nasıl getirebiliriz?’ diye. Kız çocuklarını okula göndermeyen velilerin argümanlarından biri de ‘Ben çocuğumu erkeklerle aynı okula göndermek istemiyorum.’ Şimdi benim Millî Eğitim olarak birincil hedefim ne? Kız çocuklarının okullaşması sağlamaktı. O zaman veliyi ikna etmek için biz, gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz, veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli, isterse erkeklerin gittiği okullara gönderebilmeli. Karma eğitim esastır ama bu tür gerekçelerle, yani eğitimin, okullaşma oranının artması anlamında bu tür tedbirleri almak gerekiyorsa beraber alalım. Şimdi buradan hareketle karma eğitime karşı olduğum söyleniyor. Tam tersine özgürlükçüyüm, karma eğitim isteyen veliler için de kuşkusuz o olacak. Zaten bizim Millî Eğitimin temel kanununda öyle diyor, karma eğitim esastır ama benim asli görevim, okullaşma oranını artırmaktır.”

Çağdaş, içinde yaşadığımız dünyanın ihtiyaç duyduğu bireyler yetiştirebileceğimiz bir sistemin oluşturulması gerektiğini belirten Tekin, ötekileştirici, ayrıştırıcı unsurların eğitim sisteminden çıkarıldığını kaydetti.

Derslik başına düşen öğrenci sayısı, dünya ortalamalarıyla aynı

Türkiye’de son yirmi yılda yapılan fiziki yatırımlara dikkati çeken Tekin, sözlerine şöyle devam etti: Derslik sayısı açısından baktığımızda 2003 yılında 233 bin derslik varken aradan geçen süre içinde 359 bin derslik inşa edilmiş. Aynı şey öğretmen atamaları için de geçerli. Şu anda hâlihazırda Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan yaklaşık 1 milyon öğretmenin yüzde 80’e yakını son 20 yılda atanmış durumda. Öğrencilik yaptığımız yıllarla kıyasladığımızda derslik başına düşen öğrenci sayısı ortalamaları 40 bandında. Öğretmen başına düşen öğrenci sayıları hakeza o düzeylerdeyken şimdi, şu anda Türkiye’de hem öğretmen başına düşen öğrenci sayısı itibarıyla hem de derslik başına düşen öğrenci sayısı itibarıyla dünya ortalamalarıyla hemen hemen aynı düzeydeyiz. Ortalama olarak 20’li rakamlarda sınıflar 20’li rakamlarda öğretmen başına düşen öğrenci sayıları var.

Çağın gereksinimlerine göre öğretmen yetiştirme sürecini yeniden ele almakta fayda olduğunu belirten Bakan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü: Bunu da Yükseköğretim Kurumuyla birlikte planlayabiliriz. Yani benim kişisel düşüncem lisans programlarını öğrenci alım prosesinden başlayıp lisans programlarındaki eğitim, sonra da Bakanlık bünyesine istihdam, istihdam edildikten sonra da hizmet içi eğitimlerle öğretmen arkadaşlarımızın belki değişen dünyaya ayak uydurma sürecini hızlandırmakta fayda var. Bütün bunları Millî Eğitim Bakanlığı, paydaşlarıyla beraber çözmek durumunda. Biz bütün öğrencilerimizi, çocuklarımızı bir standart üzerine yetiştirmeye çalışıyoruz. Belki orada yapılması gereken şey, hem sportif hem sanatsal hem de çocuğun kendi kabiliyetlerinin neye elverişli olduğuna dair bir ölçme, bir tanılama mekanizmasının oluşmasıdır. Gençlik ve Spor Bakanlığıyla bu tür ortak adımlar atılmıştı, belki önümüzdeki dönem de buna ilişkin farklı adımlar da atılabilir. Bu konularla ilgili başka tedbirler de düşünüyoruz.

Eğitim sisteminin çok sık değiştirildiği iddialarının doğru olmadığını vurgulayan Bakan Tekin, “İddia ettikleri şey, ‘Ortaokullardan liseye geçiş sistemi çok değişti.’ Peki, bu mu eğitim sistemi dediğiniz şey? Yani sekizinci sınıftaki bir öğrenci dokuzuncu sınıfa nasıl geçsin? Bütün mesele bu mu eğitim sistemiyle ilgili? Yani buna indirgediğiniz zaman o zaman tartışacak bir şey yok.” diye konuştu.

Reform gibi iddialı sözleri kullanmaktan imtina ettiğini kaydeden Tekin, toplumun farklı kesimleriyle eğitim konularında çeşitli değerlendirme toplantıları yaptıklarını ifade ederek “Bizim muhatap olduğumuz kitlenin sıkıntı yaşadığı alanlar her neyse oraya dokunarak, problemi çözerek mesafe katedeceğimize inanıyorum, buradaki adımlarımız da bu yönde.” diye konuştu.

“Cep telefonu ve tabletlerin okullarda kullanımı ile ilgili tedbir almakta fayda var”

Okullarda cep telefonu ve tablet kullanımı ile ilgili hem öğretmenlerin hem de velilerin yakınması olduğunu belirten Bakan Tekin, “Öğretmenler ve veliler bu konudan yakınıyorlar. Dolayısıyla okulların tamamı için değil ama dersliklere sokulmasıyla ilgili bir tedbir alınmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Başka tür problemler de çıkıyor, çocuklar sınıfta görüntü çekebiliyor… Hepsini tek pakette değerlendirip bir tedbir almakta fayda var.” değerlendirmesinde bulundu.

Destekleme ve yetiştirme kurslarıyla öğrencilere çeşitli destek mekanizmaları sunduklarını hatırlatan Bakan Tekin, “Öğrencilerimiz, okul idaresinden istediği zaman matematik kursu, kimya kursu, fizik kursu gibi ihtiyaç duyduğu derslerden okulumuz kurs açıyor, o kursları alanında iyi olan öğretmenlerden bu dersi alma imkânı sunuyoruz. Dolayısıyla velilere çağrım şu: Okulda devletin size sunduğu imkânları iyi değerlendirin, yani boşu boşuna böyle ne olduğu belli olmayan, merdiven altında eğitim yaptığı iddia edilen yerlere çocuklarınızı teslim etmeyin.” tavsiyesinde bulundu.

Özel okul ücretlerine de değinen Bakan Tekin, velilerin rahatsızlıklarını dikkate aldıklarını, bu anlamda özel okul temsilcileriyle görüştüklerini ve belli bir noktaya gelindiğini dile getirerek “İnşallah, yeni eğitim öğretim yılında bu konuda daha önceki uygulamamıza göre TEFE-TÜFE oranında özel okulların kendi ücretlerinde artış yapabildikleri, bu tür servis ve yemekle ilgili konularda da faturalandırdığı gelirinin üzerinde belli bir miktardan fazla kâr koyamayacakları bir düzenleme üzerinde konuşuyoruz.” bilgisini paylaştı.

İmam hatip okullarının diğer okulların sayısını aştığı yönündeki iddialara yanıt veren Tekin, şu anda Türkiye’deki öğrenci bazlı ve okul bazlı olarak imam hatip oranının, genel oranın yüzde 12-13’ü bandında bulunduğunu  söyledi.

Deprem bölgesindeki eğitim öğretim süreçleri
Deprem bölgesinde yürütülen eğitim öğretim faaliyetlerine de değinen Bakan Tekin sözlerini şöyle sürdürdü: Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk kabine toplantısında ana gündemimiz deprem ve deprem bölgesindeki problemlerdi, talimatı oydu. Bütün bakan arkadaşlarımız ilk yurt içi gezilerini deprem bölgesine yaptılar. Özellikle ağır hasarın olduğu illerin ihtiyaçlarını gidermek adına bir durum tespiti yaptık. Biz hem bu derslik ihtiyacını giderecek uzun vadeli hem de kısa vadeli olarak eğitim öğretimi aksatmaması için gerekli tedbirleri aldık. Dolayısıyla 11 Eylül, yani eğitim öğretim yılı başladığı anda başlıyoruz. Deprem felaketini yaşayan bölgelerde çocuklarımız, eğitim öğretim hayatına sorunsuz bir şekilde başlayacaklar. Yani biz Cumhurbaşkanımızın bu konudaki hassasiyetini Bakanlık olarak en üst düzeyde üstlenmiş durumdayız. Depremin tüm yaraları sarıldığında 6 Şubat’tan önceki derslik sayımızın bir miktar üstüne çıkmayı hedefliyoruz, yani daha iyi bir eğitim öğretim ortamı oluşturmayı hedefliyoruz, onunla ilgili de bir takvim oluşturduk. Bizim Bakanlık olarak bu anlamdaki yatırım programımız, eylüle kadar acil yetişmesi gereken hızlı yapılabilecek yapılar ihtiyaç duyulan yerlerde, şubata kadar önümüzdeki eylüle kadar yetişmesi gereken derslikler diye bir tasnif yaptık, ona göre hareket ediyoruz.
Deprem bölgesindeki öğretmenlerin durumu ile ilgili de açıklamalarda bulunan Bakan Tekin, bu konuda şunları söyledi: O bölgede yaşayan öğretmen arkadaşlarımızla sohbet ettiğimizde, iki grup öğretmen arkadaşımız var, bir grup öğretmen arkadaşımız yaşadıkları travmanın etkisiyle psikolojik olarak ‘Burada sağlıklı eğitim öğretim sürecine devam edemeyebiliriz.’ diyen arkadaşlarımız var, çok saygı duyuyorum. Öğrencisini kaybeden, eşini kaybeden, çocuğunu kaybeden, velilerini kaybeden arkadaşlarımız var, buna saygı duyuyoruz. İkinci grup da bütün bu kayıplara rağmen psikolojik olarak kendisini güçlü hisseden ve ‘ben bu öğrencilerden ayrılamam.’ diyen öğretmen profilimiz var. Şimdi biz ikisiyle ilgili de ayrı ayrı politika geliştirdik. Birinci gruptaki arkadaşlarımıza, yer değiştirmek isteyen kişilerimize normal rutin her yıl yaptığımız atama ve yer değiştirme takviminde onlara bir pozitif ayrımcılık yaptık, onlara takvim başlamadan önce yer değiştirebilecekleri okullar oluşturduk. İşte bugün sonuçlandı, yüzde 90’ı aşağı yukarı tercih ettikleri yerlere yerleştiler. Yerleşemeyenler için de yine normal atama ve yer değiştirme takviminde, onlar yine başvuru yapabilecekler. Orada da yerleşemezlerse üçüncü seçeneğimiz, biz onlarla ilgili kendimizce farklı çözümler üretip yine o arkadaşlarımızın sağlıklı bir ortamda, psikolojik olarak kendilerini rahat ve hazır hissettikleri bir ortamda eğitim öğretim hizmeti verebilecekleri tedbirleri almış olacağız. Yani orada yaşayan ve yaşamaya devam eden öğretmenlerimiz ‘Ben burada devam etmek istiyorum.’ dediyse bunu da ödüllendirmek gerekiyor. Bizim de kendi içimizde Bakanlığın genel bütçeye ilave bir yük getirmeden alabileceğimiz tedbirler var, onları teşvik edebileceğimiz politikalar uyguladık. Yani burada çalıştığınız süre içinde hizmet puanlarını maksimum düzeyde hesap edip daha sonra, birkaç yıl sonra yer değiştirme talebiyle geldiğinde onun kendisine sunacağı katkılardan faydalanabileceği bir mekanizma oluşturmuş olduk, bu da artı bir şey.
Tekin, deprem bölgesine yapılan öğretmen atamalarına da değinerek 2023 yılında atanan 45 bin öğretmenin büyük çoğunluğunun deprem bölgesine atamalarının gerçekleştirildiğini, yer değiştirmeler olsa da bölgede öğretmen ihtiyacının yaşanmayacağını bildirdi. Deprem bölgesinde görev yapacak öğretmenlerin barınma ihtiyaçlarının da karşılanacağını vurgulayan Tekin, il müdürlerinden kendi illerindeki bütün öğretmenlere tek tek ulaşarak konaklama ihtiyaçlarıyla ilgili planlama yapmalarını istediklerini söyledi. Tekin, “Bölgede çalışacak öğretmenlerimizin barınma ihtiyaçlarını da bu şekilde çözmüş olduk. Orada da öğretmen arkadaşlarımız hiçbir tereddüt yaşamasınlar. Onların barınma, konaklama ihtiyaçları bize emanet, biz üstümüze düşeni yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Öğretmen atamalarına da değinen Bakan Tekin, şunları söyledi: Millî Eğitim Bakanlığının tek başına karar verebileceği bir konu değil. Nihayetinde bütçe çerçevesinde bunu yapabilecek durumdayız. Biz bu yıl yine bir atama takvimi oluştururuz ve atama prosedürünü de önümüzdeki eğitim öğretim yılının yani bahar yarıyılının başına yetiştirecek şekilde şubata kadar süreci yürütebileceğimiz bir atama takvimi oluşturabileceğimizi… Rakamı hem Maliye Bakanımızla hem de bütçeyle ilgili diğer bürokratik mekanizmalarla konuştuktan sonra netleştirmiş oluruz. Yani her yıl mutlaka atama oluyor, bu yıl da olur.
Eğitimin bütün toplum kesimlerinin ortak değeri olduğunu vurgulayan Bakan Tekin, şunları söyledi: Eğitim, sadece Millî Eğitim Bakanlığının alanına girdiği bir konu değil. Ben toplumun bütün kesimlerini, velilerimizi, anne babalarımızı, sivil toplum örgütlerimizi, farklı siyasi partilerin temsilcilerinin hepsini Millî Eğitim Bakanlığının üzerindeki bu yükün hafifletilmesi için seferberliğe, desteğe davet ediyorum. Hep beraber yaparsak sağlıklı ve başarılı bir süreç yürütürüz. Biz başladığımız andan itibaren benim en çok kendime paydaş kabul ettiğim kitle öğretmenlerimiz. Her ortamda öğretmen arkadaşlarla bir araya geliyoruz, konuşuyoruz. Onlardan çok ciddi katkılar aldığımı ifade etmem gerekiyor; yani bu, bir itiraf… Arkadaşlar bizi gerçekten zenginleştiriyorlar onlara da teşekkür ediyorum.

 

BAKAN TEKİN, EĞİTİM GÜNDEMİNİ DEĞERLENDİRDİ

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Eğitimge ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!